NATO 3.0 tartışmaları Türkiye’nin ittifak içindeki rolünü yeniden şekillendirirken Prof. Dr. Zakir Avşar “NATO 3.0, Türkiye ve Erdoğan Vizyonu” adlı yazısında yeni güvenlik döneminin merkezine savunma sanayii ile stratejik dayanıklılığın yerleştiğini savundu. Avşar, uluslararası sistemin Soğuk Savaş sonrası dönemin en sert güç rekabetlerinden biri olan jeopolitik mücadeleyi bölgesel çatışmalar, enerji arz güvenliği krizleri, siber saldırılar, uzay tabanlı askeri teknolojiler ve hibrit savaş yöntemleriyle birlikte daha karmaşık hale getirdiğini ifade etti. Avşar’a göre askeri güç, teknoloji, üretim kapasitesi ve stratejik dayanıklılık tek bir güvenlik denkleminde birleşiyor.
NATO 3.0 neyi değiştiriyor?
Avşar, NATO 3.0 kavramının sıradan bir modernizasyon söylemi olarak görülmemesi gerektiğini; ittifakın organizasyonel mantığında, güç dağılımında ve operasyonel reflekslerinde yapısal dönüşümü anlattığını yazdı. Yazıda NATO 3.0 yaklaşımının artan savunma harcamaları, güçlendirilmiş sanayi kapasitesi, adil yük paylaşımı ve yükselen tehditlere karşı kolektif caydırıcılık inşasını temel aldığı belirtildi.
Avşar, bu dönüşüm çerçevesinde Türkiye’nin öneminin daha görünür hale geldiğini aktarırken NATO Genel Sekreteri Rutte’nin Türkiye’yi ittifakın en güçlü ordularından biri olarak tanımlamasının Ankara’nın yeni güvenlik denklemindeki yerini gösterdiğini kaydetti. Avşar ayrıca NATO’nun tarihsel evriminde üç dönemden söz ettiğini; Sovyet tehdidine karşı klasik caydırıcılık evresinin NATO 1.0 olarak adlandırılabileceğini, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası ortaya çıkan NATO 2.0’da terörle mücadele, kriz yönetimi, barışı koruma operasyonları ve bölgesel müdahalelerin öne çıktığını; Afganistan, Balkanlar ve Orta Doğu operasyonlarının bu dönemin örnekleri olduğunu aktardı.
Tehditler artık tek merkeze indirgenemiyor
Avşar’ın yazısında bugün konuşulan NATO 3.0’ın çok daha farklı bir güvenlik mantığı taşıdığı vurgulanırken tehdidin artık tek merkezli olmadığı belirtildi. Rusya, Çin, siber saldırılar, yapay zekâ destekli savaş sistemleri, enerji bağımlılığı, kritik altyapı sabotajları ve tedarik zinciri kırılmaları aynı anda stratejik risk oluşturan başlıklar olarak sıralandı. Bu nedenle “yeni NATO”nun tank ve savaş uçağından ibaret bir yapı olamayacağı; fabrikaların, veri merkezlerinin, mikroçip üretiminin, yazılım kabiliyetlerinin ve insansız sistemlerin de askeri caydırıcılığın parçası haline geldiği ifade edildi.
Avşar, Türkiye’nin NATO içindeki değerinin tarihsel olarak coğrafyadan beslendiğini belirterek Karadeniz’e erişim, Boğazlar üzerindeki kontrol, Orta Doğu’ya yakınlık, Kafkasya ile temas ve Doğu Akdeniz’deki stratejik derinliğin Ankara’yı ittifakın güneydoğu kanadının vazgeçilmez unsuru yaptığını yazdı. Avşar’a göre yeni dönemde bu etkinlik coğrafi avantajın ötesine geçerek stratejik kapasite üretimine dönüştü; Recep Tayyip Erdoğan vizyonu ile Türkiye’nin jeopolitik bir geçiş ülkesi olmanın ötesinde stratejik kapasite üreten bir güce dönüştüğü savunuldu.
Ankara Zirvesi ve Savunma Forumu
Avşar, AK Parti ile Türk savunma sanayiinde gerçekleşen yapısal dönüşümün NATO içindeki güç dengesini etkileyen önemli gelişmelerden biri olduğunu aktardı. Yazıda savunma sanayiinde yerli platform geliştirme kapasitesinin artması ve ihracat odaklı büyüme modelinin Türkiye’yi üretim gücü yüksek ülkeler arasına taşıdığı ifade edildi. Özellikle insansız hava sistemleri, radar teknolojileri, elektronik harp kabiliyetleri, akıllı mühimmat ve füze sistemleri gibi alanların Ankara’nın askeri kapasitesini ciddi biçimde yükselttiği kaydedildi.
Avşar, modern savaşların öğrettiği en önemli derslerden biri olarak üretmeyen ülkelerin uzun süre savaşamayacağı gerçeğini işaret ederken Rusya-Ukrayna savaşının bunu net biçimde ortaya koyduğunu söyledi. Cephede kazanım sağlayan unsurlar arasında asker sayısı veya platform çeşitliliği kadar mühimmat üretim hızının da bulunduğunu; günde binlerce top mermisinin tüketildiği bir savaş ortamında sanayi altyapısı zayıf olan aktörlerin stratejik dayanıklılığının kısa sürede aşındığını belirtti.
Yazıda Avşar, Türkiye’nin NATO içinde terör tehdidini en yoğun hisseden ülkelerin başında yer aldığını; sınır aşan terör ağları, düzensiz göç baskısı, devlet dışı silahlı aktörler ve hibrit güvenlik risklerinin Ankara’nın günlük güvenlik gündeminin parçası haline geldiğini yazdı. Avşar, NATO’nun 360 derecelik güvenlik yaklaşımında Türkiye’nin saha deneyiminin ciddi değer ürettiğini aktardı. NATO 3.0’ın kritik unsurları arasında yer alan üretim kapasitesi bölümünde, yaklaşık 3 bin savunma sanayi şirketinden oluşan ekosistemin büyük ana yükleniciler ile KOBİ ölçeğindeki teknoloji firmalarını aynı zincirde birleştirdiği belirtildi. Bu yapının inovasyon hızını artırdığı ve tedarik esnekliği sağladığı ifade edilirken Savunma Forumu’nun da bu kapsamda Ankara Zirvesi sırasında düzenlenen bir sahne olduğu kaydedildi.
Türkiye Avrupa boyutunda da merkezi aktör
Avşar’ın metninde NATO 3.0’ın Avrupa boyutunda da Türkiye’nin merkezi rol oynayacağı savunuldu. Son yıllarda Avrupa savunma özerkliği kavramının daha sık tartışıldığı ve Avrupa ülkelerinin ABD’ye olan bağımlılığı azaltmak istediği; ancak bunun için yüksek askeri kapasiteye sahip, üretim kabiliyeti güçlü ve operasyonel tecrübeye sahip ortaklara ihtiyaç duyulduğu kaydedildi. Avşar, Türkiye’nin bu boşluğu doldurabilecek en güçlü ülke olduğu görüşünü yazısına taşıdı.
Yazıda ayrıca “Avrupa güvenliği Türkiye dışlanarak sürdürülemez” ifadesi yer alırken Karadeniz’de Rusya dengesi, Doğu Akdeniz enerji güvenliği, göç yönetimi, Orta Doğu krizleri ve Kafkasya istikrarının Ankara hesaba katılmadan yönetilemeyeceği savunuldu. Bu nedenle NATO 3.0’ın Türkiye’nin çevresel değil merkezi aktör olduğu bir güvenlik mimarisi üretmeyi hedeflediği belirtildi. Geleceğin NATO’sunu belirleyecek alanlardan birinin ise yapay zekâ destekli savunma sistemleri olduğu ifade edildi; otonom platformlar, sürü dronlar, karar destek algoritmaları, elektronik savaş ve kuantum iletişim teknolojilerinin geleceğin savaş ortamını şekillendireceği vurgulandı.
Avşar, NATO 3.0 açısından Türkiye’nin önündeki fırsatların yanında sorumluluklar bulunduğunu da yazdı. Savunma üretim kapasitesinin sürdürülebilir finansmanla desteklenmesi, Ar-Ge yatırımlarının büyütülmesi, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi ve stratejik ortaklıkların derinleştirilmesinin önem taşıdığı belirtildi.
Avşar, bütün bu dinamikler ışığında NATO 3.0’ın eski ittifak modelinin basit bir güncellemesi olmadığını; güç merkezlerinin yeniden dağıldığı, üretim kapasitesinin güvenliğin ana unsuru haline geldiği ve bölgesel aktörlerin küresel etkisinin arttığı yeni bir çağın ifadesi olduğunu savundu. Yazıda Türkiye’nin pasif izleyici olmadığı; askeri kapasitesi, coğrafi avantajı, savunma sanayi üretim gücü, diplomatik manevra alanı ve kriz yönetimi tecrübesiyle ittifakın geleceğini şekillendiren ana aktörlerden biri olarak konumlandırıldığı aktarıldı. Avşar, Ankara Zirvesiyle Türkiye’nin yeni güvenlik mimarisinin merkezinde yer alarak karar veren, yön belirleyen ve güç üreten ülkeler arasındaki yerini sağlamlaştırdığını ifade etti.
Haberi Derleyen: Sevda ER