Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Başkanvekili ve Star gazetesi yazarı Avukat Cüneyd Altıparmak, 1 Temmuz 2026 Çarşamba günü Star gazetesindeki köşe yazısında, hafta sonu gerçekleştirilen Türk İnternet Medya Birliği Genel Kurulunda konuşan Millî Güvenlik Kurulu Eski Genel Sekreteri, Vali Seyfullah Hacımüftüoğlu’nun ifadelerinden aldığı notlarla yazısına başladı. Hacımüftüoğlu, medya mensuplarına yaptığı konuşmada sadece gazetecilere değil, tüm topluma seslendi ve önemli bir ilkeye dikkat çekti. Lekelenmeme hakkının yanına "lekelememe görevini" de ekleyerek, haber etiğinin odağını mesleki reflekslerden çıkarıp insanı merkeze alan yeni bir bakış açısı ortaya koydu.
Konuşmadan öne çıkan tespitlerde, "İnsanın en temel hakkı, lekelenmeme hakkıdır." ifadesi yer aldı. Ayrıca "Gazetecilik yalnızca haber verme mesleği değildir; aynı zamanda insan onurunu koruma sorumluluğudur." vurgulandı. Haberin merkezinde olay değil, insan bulunduğu belirtilirken, hiç kimsenin itibarı doğruluğu teyit edilmemiş bilgi ve değerlendirmelerle zedelenmemelidir denildi. Bu sebeple lekelenmeme hakkının tüm gazetecilik faaliyetlerinin başlangıç noktası olması gerektiğine dikkat çekildi. "Karşımızdakinin de insan olduğunu unutmayalım." ve "Yaptığımız her haberin, her yorumun ve her paylaşımın muhatabının bir insan olduğunu unutmamalıyız." sözleriyle medyanın temel ahlakının burada başladığı ifade edildi. Kurumları ayakta tutan şeyin unvanlar değil, ilkelerdir ve bir kurumun büyüklüğünün sahip olduğu makamlarla değil, temsil ettiği değerlerle ölçüldüğü belirtildi. Etik ilkeleri koruyan kurumların güven kazandığı, güven kazanan kurumların ise uzun ömürlü olduğu vurgulandı. "Her haber önce vicdandan geçmelidir." denilirken, hukuken doğru olmasının tek başına yeterli olmadığı, aynı zamanda vicdani olarak da adil olması gerektiği belirtildi. Gazetecilik sadece bilgi üretmek değil, adalet duygusunu koruyabilmek olarak tanımlandı. İletişimin merkezinde insanın olduğu, teknoloji ve yayın mecralarının değişebileceği fakat iletişimin insana yönelik olmasının değişmeyen gerçek olduğu ifade edildi. İnsan odaklı olmayan iletişim modellerinin sürdürülebilir olmadığına dikkat çekildi.
Bilginin Hızı ve Medya Güvenliği
Türk İnternet Medya Birliği Başkanı Dr. Süleyman Basa, kongrede yaptığı konuşmada bilginin hızının doğurduğu tehlikeye vurgu yaptı. Her çağın kendine özgü bir iletişim dili olduğunu belirten Basa, geçmişte gazetelerin manşetlerle yön verdiği, radyoların milyonlara ses olduğu, televizyonların evlerin ortak ekranı haline geldiği dönemler yaşandığını hatırlattı. Günümüzde ise haberlerin dijital dünyanın hızıyla yayıldığını, bilginin tek bir tuşla ulaştığını fakat bu hızın beraberinde gerçek ve yanlış bilgilerin aynı anda yayılması sorununu getirdiğini vurguladı. Bu nedenle güvenilir medyanın hiç olmadığı kadar büyük bir değer taşıdığına dikkat çekildi.
Kongreye katılan medya temsilcileri, sorunun çözümünün medya mensupluğunun belirli şartlara bağlanması ve gazeteciliğin gerçek anlamda meslek olarak tanımlanmasıyla mümkün olacağını ifade etti. Ortak bir hareketin kısa sürede gerçekleşmesi temennisinde bulundular.
ABD ve Türkiye’de Sosyal Medya Algoritmaları ve Hukuki Durum
Cüneyd Altıparmak, daha önceki yazılarında bahsettiği İstanbul Aile Vakfı’nın sosyal medya şirketlerine açtığı davaya değindi. Zararlı algoritma şüphesiyle açılan bu davada algoritmanın tespiti ve yazılımın incelenmesi talep edilmişti. Dava dilekçesinde, ABD’de sosyal medya şirketlerinin zararlı algoritmalar nedeniyle sorumlu tutulduğu ve tazminata mahkûm edildiği yargı kararlarına ayrıntılı biçimde yer verilmişti. Dava hâlen devam etmektedir. Ancak davalı X’in avukatı tarafından dosyaya sunulan cevap dilekçesinde yer alan bir paragraf, Türkiye için çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor.
Bu paragrafta, "Davacı tarafından atıf yapılan ABD menşeli davalarda genel olarak 'U.S. Communications Decency Act' ve özellikle bu Kanun'un 'Section 230(c)(1)' hükmüne dayanıldığı görülmektedir. Ancak bu düzenlemelerin Türk hukukunda karşılığı bulunmamaktadır." denilmektedir. Bu savunmanın Türkçesi şöyledir: ABD’de sosyal medya platformlarının sorumluluğunu düzenleyen özel bir hukuk rejimi mevcutken, Türkiye’de böyle bir düzenleme yoktur. Dolayısıyla Türk mahkemeleri, kanunda açıkça düzenlenmemiş yeni bir sorumluluk rejimi oluşturamaz; aksi halde kanun koyucunun yerine geçmiş olur.
Başka bir ifadeyle, ABD’de mahkemeler algoritmaların hukuki sorumluluğunu tartışabiliyor, denetleyebiliyor ve gerektiğinde müdahale edebiliyor. Türkiye’de ise bunun dayanağını oluşturacak açık bir hukuki zemin bulunmadığı ileri sürülüyor. Bu durum, yıllardır anlatılmaya çalışılan temel meseleyi ortaya koyuyor. Eğer böylesine büyük etkiye sahip algoritmaları denetleyecek hukuki araçlar hâlâ oluşturulamamışsa, bugüne kadar yapılan tartışmaların anlamı sorgulanıyor. Dahası, mahkemeler açık bir hukuk zemini bulamadıkları için alana müdahale etmekten kaçınıyorsa, çocuklarımızın dijital dünyada güvende olduğuna nasıl inanabiliriz sorusu gündeme geliyor.
Haberi Derleyen: Okan AVCI