Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, Türkiye’nin dış politikada kullandığı güç dengesi ve güvenlik katkılarıyla birlikte Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına yönelik devlet vizyonunu uluslararası kamuoyuna taşıdı. Bu değerlendirme, Prof. Dr. Zakir Avşar’ın “Cumhuriyetin muhteşem yüzyılında NATO Zirvesi ve Türkiye'nin ufku” başlıklı yazısında yer aldı.
Zirvenin Türkiye’ye yansıyan kazanımları
Avşar, NATO Zirvesi’nin Türkiye açısından uzun soluklu bir çerçeveyle ele alınması gereken önemli bir organizasyon olarak öne çıktığını aktardı.
Yazı, zirvenin diplomatik başarıları, güvenlik politikalarına katkıları, savunma sanayiine sağladığı görünürlük, uluslararası kamuoyunda oluşturduğu olumlu algı ve tarihî mirasın etkili biçimde sunulmasına ilişkin dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu vurguladı.
Avşar, uluslararası ilişkiler disiplininde devletlerin gücünün yalnızca askerî kapasiteyle ölçülmediğini; ekonomik direnç, teknolojik yetkinlik, diplomatik etkinlik, kültürel etki, kriz yönetme becerisi ve uluslararası güvenilirliğin büyük güç olmanın temel ölçütleri arasında yer aldığını belirtti.
Joseph Nye’nin sert güç, yumuşak güç ve akıllı güç kavramlarına işaret eden Avşar, Ankara’da düzenlenen zirvenin Türkiye’nin bu üç güç unsurunu dengeli biçimde kullanabilen ülkeler arasında başlarda yer aldığını göstermesi bakımından önem taşıdığını söyledi.
Jeopolitik konum ve güvenlik gündemi
Yazıda, NATO’nun nitelik ve nicelik itibariyle ikinci askerî gücüne sahip ülkesi olmanın ötesinde Türkiye’nin Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan eşsiz jeopolitik konumu sayesinde Karadeniz, Doğu Akdeniz, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu’daki güvenlik dengelerinin merkezinde bulunduğu ifade edildi.
Enerji koridorlarının kesişim noktasında yer alınmasının, kritik deniz yollarını kontrol eden boğazlara sahip olunmasının ve terörle mücadelede edinilen kapsamlı tecrübenin ülkenin stratejik değerini artırdığı aktarılırken; ittifakın güney kanadının güvenliğinin önemli ölçüde Türkiye’nin askerî kabiliyetlerine dayandığına da zirve boyunca yapılan görüşmelerde ve verilen ortak mesajlarda bir kez daha dikkat çekildi.
Tarih, kamu diplomasisi ve organizasyon kapasitesi
Ankara Zirvesi’nin dikkat çeken yönlerinden biri olarak diplomasi ile tarih bilincinin başarılı biçimde buluşturulduğu değerlendirildi.
Avşar, modern devletlerin uluslararası platformlarda kendilerini diplomatik belgeler kadar semboller, kültürel miras ve tarih anlatıları aracılığıyla da ifade ettiğini; Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen karşılama programını bu anlayışın güçlü örneklerinden biri olarak gösterdi.
Avşar, mehterin Osmanlı ordularında müzik moral vermenin çok ötesinde psikolojik üstünlük sağlayan önemli bir savaş unsuru olarak kullanıldığını belirtti ve Avrupa ordularının yüzyıllar içerisinde Osmanlı askerî musikisinden etkilenmesini, davul, zil ve “Türk usulü” ritimlerin Batı klasik müziğine kadar uzanması tarihsel bir kültürel etkileşim örneği olarak değerlendirdi.
Yazıda ayrıca gastro diplomasi olarak nitelendirilen Türk mutfağının eşşiz zenginliğinin sunumunun, Emine Erdoğan Hanımefen’nin lider eşleri için düzenlediği etkinliklerin ve düşünce kuruluşlarının çeşitli toplantılarla kattığı bilimsel derinliğin zirveyi benzerlerinden çok farklı bir yere taşıdığı kaydedildi.
Avşar, zirvenin uluslararası kamuoyu açısından değerlendirildiğinde kamu diplomasisi boyutunun da öne çıktığını ifade etti. Kamu diplomasisinin ülkelerin uluslararası toplum nezdindeki itibarını güçlendirmeyi hedefleyen stratejik iletişim faaliyetlerinin bütünü olduğu; kültürel mirasın tanıtılması, kurumsal kapasitenin sergilenmesi, güven veren organizasyonlar düzenlenmesi ve evrensel değerlere vurgu yapılmasının temel unsurlar arasında bulunduğu aktarıldı.
Ankara’da gerçekleştirilen zirve boyunca uygulanan organizasyon disiplini, güvenlik planlaması, lojistik başarı, medya koordinasyonu ve diplomatik protokolün Türkiye’nin büyük ölçekli uluslararası organizasyonları başarıyla gerçekleştirebildiğini gösterdiği; dünyanın farklı ülkelerinden gelen çok sayıda gazeteci, akademisyen, diplomat ve uzman grubunun Ankara’nın güvenliğini, organizasyon kalitesini ve ev sahipliğini yakından gözlemleme fırsatı bulduğu belirtildi.
Güven inşası, savunma sanayii ve ikinci yüzyıl vizyonu
Avşar, diplomasinin en önemli unsurlarından birinin güven inşa edebilme yeteneği olduğunu; Türkiye’nin Karadeniz’deki tahıl koridoru girişimleri, esir değişimi süreçleri, bölgesel krizlerde yürüttüğü arabuluculuk çabaları ve farklı aktörlerle diyalog kurabilme kapasitesi sayesinde uluslararası sistemde dikkat çeken bir konum elde ettiğini anlattı.
Avşar, farklı bloklarla iletişim kanallarını açık tutabilmenin küresel ölçekte sayısı oldukça sınırlı olan diplomatik avantajlardan biri olduğunu; uluslararası sistemin giderek daha karmaşık ve çok kutuplu bir yapıya dönüştüğü böyle bir ortamda güvenilir, öngörülebilir ve denge kurabilen ülkelerin stratejik değerinin daha da arttığı değerlendirmesine yer verdi. Ankara Zirvesi’nin de Türkiye’nin bu rolünü pekiştiren önemli platformlardan biri olduğu ifade edildi.
Savunma sanayii bakımından zirvenin fırsatlar sunduğu belirtilen yazıda; AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan ufkunun hakim olduğu son çeyrek yüzyılda gerçekleştirilen yatırımlar sayesinde Türkiye’nin insansız hava araçlarından elektronik harp sistemlerine, deniz platformlarından füze teknolojilerine kadar birçok alanda önemli üretim kapasitesi oluşturduğu aktarıldı. Yerli ve millî savunma sanayiinin ulaştığı seviye nedeniyle uluslararası heyetlerin dikkatini çektiği; teknoloji geliştirme, ortak üretim ve savunma iş birlikleri bakımından yeni imkânların kapısını araladığı kaydedildi.
Avşar, savunma sanayiinin ihracat potansiyeli ile stratejik ortaklıklarının güçlenmesinin ekonomik kazanımların ötesinde Türkiye’nin jeopolitik etkisini de artırdığı görüşüne yer verdi.
Ankara Zirvesi’nin belki de en dikkat çekici yönünün Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ortaya konulan devlet vizyonu olduğu aktarıldı. Bu vizyonun tarihî mirası çağdaş yönetim anlayışıyla buluşturduğu, bilim ve teknolojiyi merkeze aldığı, hukuk devleti ilkelerini esas kabul ettiği, güçlü kurumlara dayandığı ve uluslararası iş birliğini önceleyen bir perspektifi temsil ettiği belirtildi. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Millî Mücadele’den Cumhuriyet’e uzanan tarihsel sürekliliğin modern devlet yapısıyla birlikte sunulduğunda güçlü bir medeniyet anlatısı ortaya çıktığı ifade edildi.
Avşar, büyük devletlerin sahip oldukları asker sayısıyla değil teknolojik üretim güçleri, ekonomik dayanıklılıkları, eğitim sistemleri, bilimsel araştırmaları, diplomatik ağları ve kriz çözme kapasiteleriyle değerlendirildiğini; Türkiye’nin son yıllarda bu alanlarda önemli ilerlemeler kaydettiğini kaydetti.
Avşar, Ankara NATO Zirvesi’nin bu gelişmelerin uluslararası toplum tarafından daha yakından gözlemlendiği önemli bir dönüm noktası olduğunu dile getirdi. Yazıda; başarılı organizasyon, diplomatik temaslar, savunma sanayiine sağladığı uluslararası görünürlük, kamu diplomasisindeki başarısı, güvenlik alanındaki stratejik katkıları ve tarihî mirasın çağdaş devlet anlayışıyla uyum içinde sunulması bakımından Türkiye adına önemli kazanımlar üretildiği ifade edildi.
Avşar, zirvenin gerçekleşmesinde başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçenlere ve özellikle Büyükelçi Özel Kalem Müdürü Prof. Dr. Hasan Doğan başkanlığındaki Külliye ekibine ile Prof. Dr. Burhanettin Duran başkanlığındaki İletişim Başkanlığı ekibine teşekkür etmek istediğini söyledi.
Haberi Derleyen: Sevda ER